Etiketler

19 Temmuz 2012 Perşembe

Temple Grandin - Mick Jackson (2010)


Yüksek işlevli otizmli Temple Grandin’in yazdığı iki kitabından uyarlanan film Grandin’in kendi hikayesini anlatıyor. Otizmi nedeniyle yaşadığı sosyal etkileşim ve iletişim sorunlarını, dünyayı nasıl gördüğünü, düşünme biçiminin farklılığını görüyoruz filmde. Yer yer duygu yoğunlukları da yaşatan güzel bir film.

Temple Grandin (2010) on IMDb

4 Temmuz 2012 Çarşamba

Hysteria - Tanya Wexler (2011)



19. yy İngiltere’sinde geçen vibratörün icadının izlenilebileceği bir film. Hysteria kadınlardaki huzursuzluğa konulan teşhis.  Hastalığı tedavi eden doktorumuzun iki kızı var birbirinden akıllı. Kızlarından biri kendinden beklenen hayatı yaşayıp babasının izinden giderken diğeri kendini hayır işlerine vermiş,özgürlükçü, babasına rest çekmeyi göze alan biridir.

Hysteria uzmanı, işlerinin yoğunluğu ve uyguladığı tedavinin zorluğu nedeniyle yanına bir doktor alır. Bu genç doktor, geleneksel tıp uygulamalarına karşı çıkan, çalışkan biridir. Genç doktor ihtiyar doktorun kızları ile tanışır ve  aralarında bir takım ilişkiler gelişir ve dolayısıyla olaylar gelişir.
Hysteria (2011) on IMDb

18 Haziran 2012 Pazartesi

Dogtooth – Kynodontas (2009)


deniz: Ahşap kolluklu deri koltuk.
otoyol: Çok güçlü rüzgar türü.
seyahat: Zemin kaplamada kullanılan dayanıklı bir madde.
tüfek: Güzel beyaz bir kuş.

Saçma mı? Hayır değil. Filmdeki karakterlerin yaşamları için çok önemli bilgiler bunlar. Beş kişilik bir aile. Baba bir fabrika da çalışıyor. Evde dış dünya ile bağlantısı olan tek kişi o. Anne ve artık çocuk denmeyecek kadar büyümüş üç çocuk geniş bir arazisi olan evden dışarıya hiç çıkmıyorlar. Çünkü çıkarlarsa ölürler. Anne ve babanın çocuklar için yarattığı bu dünyada bildiğimiz dünyadaki hiçbir şey doğru değil. Kelimelerin anlamları bile...
2009 Yunan yapımı, Cannes’dan "belirli bir bakış" ödülü almış, distopya  türünde bir film bu. Yönetmen Giorgos Lanthimos.  
Evde radyo, bilgisayar ve babanın seçtiği kitaplar dışında hiçbir bilgi kaynağı yok. Televizyon var fakat o da kendi çektikleri video görüntülerini izlemek için. Bir de anne babanın izlediği çocuklara yasak olan porno videolar var. Her şeyi baba öğretiyor. Tabii canı nasıl isterse. Çocuklar doğru davranışlar gösterdiklerinde ve yarış kazandıklarında çıkartma alıyorlar.  Çıkartma sayısına göre de ödül alıyorlar. İstenmeyen davranışlarında ise ceza. Anne bu düzeni yürütmekle görevli, kuralları baba koyuyor.  bir tanrı ya da bir kral gibi kendi düzenini yaratma çabası var babanın. Eve dışarıdan giren erzakların ambalajları eve gelmeden çıkartılıyor. Evde bir telefon var ancak dolapta saklanıyor. Baba çevresindekilere  karısının tekerlekli sandalyeye mahkum olduğu için dışarı çıkmadığını ve ziyaretçi  kabul etmediğini söylemiş. Bu yüzden eve gelen giden yok. Eve dışarıdan giren tek kişi erkek çocuğun cinsel ihtiyaçlarını gidermek için düzenli olarak, babanın eve getirdiği kadın. Baba ile aynı yerde çalışıyor. Eve gözleri bağlı şekilde getirilip götürülüyor. Kadının o evde neler olup bittiğini merak ettiğini tahmin edebiliyoruz. Ve olanları anlamaya çalışırken biraz müdahalede bulunmak istiyor ve bunu başarıyor.
Film boyunca babanın yarattığı dünyayı izliyor ve tartıyorsunuz. İnsan üzerinde uygulanabilecek baskının sınırlarını, insanları istenilen yönde şekillendirmenin olağanüstü olabilirliğini görüyorsunuz. Oldukça merak uyandıran bir ortam sunuyor film size. Onların benimsedikleri yaşamı algılamak ve anlamak zaman alıyor. Dış dünyaya olan meraklarını giderip gideremeyeceklerini bekliyoruz. Filmde pek çok alt metin olduğu kanısındayım.

Filmin isminin nereden geldiğini söylemeyeceğim ama tahmin edilebileceği gibi köpek dişinin bildiğimiz anlamına farklı anlamlar yükleniyor elbette. Mutlaka izlenmeli. 

Kynodontas (2009) on IMDb

12 Haziran 2012 Salı

Codayi-İ Nadir Ez Simin - A Separation – Bir Boşanma


İlk sahnesinden son sahnesine kadar çatışma var bu filmde. Bir aksiyon filmi değil ama izlerken hareketsiz bırakabilir izleyiciyi. Filmin yönetmeni Asghar Farhadi. Kendisi filmde bir doğruyu işaret etmiyor bize, çoğunlukla işin yargı kısmını izleyiciye bırakıyor.

Film bir adliye binasında hakim karşısında boşanmak isteyen bir çifti görmemizle başlıyor. Bu arada filimin orijinal adının tam çevirisi Simin ile Nadir’in boşanması anlamına geliyormuş. Simin, İran’dan ayrılmak ve yurt dışında yeni bir yaşam kurmak için vize işlemlerini halleder ancak kocası Nadir bu yolcuğa çıkmak istememektedir. Alzheimer olan babasını bırakamayacağını söyler. Hakim onları boşamaz ve Simin’e hayatına  geri dön tavsiyesinde bulunur. Bu durumda kızları Termeh -kendisi 11 yaşında- babasının izni olmadan yurt dışına çıkamayacağından Simin çıkmaza girer. Evi terk ederek annesinin evine gider. 

Burada  “Kızım Olmadan Asla” tadında bir şeyler izleyeceğim hissine kapılmıştım ama yanılmışım. O evi terk edince evdeki işleri halledecek ve Nadir’in babasına bakacak bir kadın bulunur. Ancak işleri halletmek bir yana bu ablamız işleri arap saçına çevirecek katkılar da bulunur. Hamiledir, oldukça dinine bağlıdır, yoksuldur, 5-6 yaşlarında bir kızı ve asabi bir kocası vardır. Hamileliği düşükle sonlanır. Ölen bebeğin katilinin Nadir olduğu suçlamasıyla olaylar gelişir.

Çocuk oyuncular konusunda şöyle bir düşüncem var. Herhangi bir filmde çocuk oyuncunun olduğu sahnelerde  filmden kopup seti hayal ediyorsam eğer o oyunculukta bir problem var gibi geliyor bana. Ama bu filmde zerre kadar hissetmedim bunu. Filmdeki diğer öğelerinde önemi var tabii. Bu konuda tartışmaya açığım ancak gerek ödül alan oyuncular gerek diğerleri için perfetto diyebilirim. Neden perfetto dediğim konusunda fikrim yok. İtalyanca bilmiyorum. Bu konuda da tartışmaya açığım. Ödül demişken filmin oscar ve altın küre aldığını belirteyim.

Filmin haz veren taraflarından biri de izlerken karakterlerin günlük yaşamlarındaki sıradan davranışlarının filmin ana çatışması üzerindeki etkilerini görmek. Üzerinde ince ince çalışıldığı çok belli filmin. İkinci kez hatta belki daha fazla izlenilmesi mümkün.

E tabii bir de film arka planında akıp giden farklı sınıflardan iki İranlı ailenin yaşamı var. Okul, otobüs, arabalar, iş yerleri evler vs.  Film Tahran’da geçiyor. Biz de o coğrafyadaki yaşam hakkında izlenim edinmiş oluyoruz. İyi ediyoruz.

Çok beğendim, bayıldım hatta beğendik, bayıldık. 


Jodaeiye Nader az Simin (2011) on IMDb

22 Mayıs 2012 Salı

Erken Kaybedenler- Emrah Serbes


“…tecrübe ıstıraptır güzelim ve zannettiğinden çok daha fazla ıstırap çektim. İstersen daha sonra yine araşalım, daha 64 dakika bedava konuşma hakkım var çünkü.”



Emrah Serbes’i Behzat Ç.’yi yazan adam olarak tanıdım. Sonra bu adam başka neler yazmış diye baktım. Son Hafriyat’ı okuyacaktım. Kitapçıda şöyle bir göz gezdirirken anladım ki o kitap Behzat Ç’ nin izlediğim tatsız tuzsuz sinema filmimin hikâyesiymiş. Ben de Erken Kaybedenler’i okudum. 

Erkek ergen hikayeleri yazmış Emrah Serbes. İçinde sekiz tane öykü var. Karakterlerin yaşları değişiyor ama loser tipler hepsi. Ergenlerden biri de kendi için aynı kelimeyi kullanıyor. Kendi halini tanımlamak için Redhouse’tan buluyor “loser’ı. Ama hepsini sevdim karakterlerin. Okurken bolca eğlenip biraz da hüzünlenlendim. Aslında kadın erkek fark etmiyor. Çocukluktan ergenliğe geçiş çok hüzünlü bir şey. Ergenlik ise pis bir şey. 

 Bir çırpıda okudum. En şanslı kitaplarımdan biri oldu. Sadece 2 kere metrobüse bindi.

Tatlı Rüyalar- Alper Canıgüz


“Sanıldığı gibi sadece gerçekler rüyaları etkilemez, rüyalar da gerçekleri etkiler. Karnabahar ise her ikisini de etkiler.”

Yazarının deyimiyle psiko- absürd romantik komedi tarzında yazılmış bir kitap. Okurken epey eğleniyor insan. Kendime en yakın hissettiğim karakter ise Profesör Olcayto Fişek. Kendisisin mesleğine ilk başladığı günden itibaren inandığı bir gerçek var; öğrencilerin hepsi geri zekalıdır. Yo yo kendimi ona yakın hissetmemin bu inancıyla yakından uzaktan bir ilgisi yok.  Yok canım.

Hikayeye gelirsek Şevket Hakan Tunçel rüyalarında başka bir adam olarak, başka bir dünyada yaşadığını fark ediyor. Kendi kurduğu elektrofizyoloji laboratuvarında kendine yardım etmesi için Olcayto Fişek’i ikna etmeye çalışıyor. Bu sırada diğer taraftaki adamda boş durmuyor. Orda işler daha karışık. Bu taraftakiler diğer taraftakiler derken ortada bir çanta dolusu para da olunca evrenler arası ilişkiler kızışıyor.

Bu kitabı okuduktan sonra Alper Canıgüz’ün diğer kitapları da otomatik olarak okuma listeme eklendi.
Yazarın Notu

Yazar hakkında kısa bilgi: 1969 doğumluymuş ve Boğaziçi psikoloji mezunuymuş.  

15 Mayıs 2012 Salı

Bugünü Yaşama Arzusu- Irvin Yalom


Orijinal ismi sadece Schopenhauer Tedavisi iken Türkiye’de Bugünü Yaşama Arzusu: Schopenhauer Tedavisi şeklinde yayınlanmış bu kitap. Bir satış stratejisi olarak kitabın ismiyle okuyucuyu ürkütmeme anlayışından kaynaklanıyor sanırım. 

Bir psikoterapist olan Julius  rutin sağlık kontrolünde kanser olduğunu ve öleceğini öğrenir. Bu nedenle hayatını ve geçmişte çalıştığı hastaları gözden geçirmeye başlar. Hayatının bir anlamı olup olmadığını görme çabasıdır belki de bu. Bu hastalar içinden biriyle yaptığı çalışmalar sonuçsuz kalmış, terapi işe yaramamıştır. O hastayı (Philip) arar, bulur ve hastanın kendi kendisini Arthur Schopenhauer okuyarak iyileştirdiğini öğrenir. Onu devam eden terapi grubuna dahil eder. Bu değişimi ve dolayısıyla Schopenhauer'un tedavisini öğrenmek ister. Bu sırada terapi grubundaki diğer hastalarda hikayenin içine girer.  Kitaptaki bazı bölümler sadece  Schopenhauer'un hayatını ve felsefesini anlatıyor. Philip günümüzde yaşayan bir Schopenhauermuş gibi kurgulanmış.

Üç büyük düşünce devriminden bahsediyor kitap. Copernicus’un dünyanın bütün yıldızların etrafında dönen bir merkez olmadığını göstermiş, sonra Darvin’in hayat zincirinde bizim merkez olmadığımızı göstermiş, Freud ise davranışlarımızın çoğunun bilincimiz dışındaki güçler tarafından yönetildiğini göstermiş.  Bu üç olay insanın merkeziyetçiliğini sarsmış.
Ve aşağıdaki gibi konulara da değinmiş;
Ölüm daha fazla olasılığın olanaksızlığıdır.
Dinler ölüm korkusuyla baş etmek için ortaya çıkmıştır.
Ölüm kaygısı kendini gerçekleştirmenin en çok olduğu yerde en az bulunur.
‘İnsanın hayatını tam olarak yaşaması ’ındaki gerçekleştirme hissi ölüm kaygısını azaltır.
Evrensel insan durumu: istemek > anlık tatmin > can sıkıntısı > daha fazla şey istemek >
Neden aceleyle can sıkıntısını gidermeye çalışırız? Çünkü bu varoluşla ilgili tatsız gerçeklerin kısa sürede ortaya çıktığı dikkat çelicilerin olmadığı bir durumdur.  

30 Kasım 2011 Çarşamba

Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri- Irvin Yalom


Psikoterapist Irvin D. Yalom'un kendi hastalarıyla yaptığı terapileri içeren bir kitap Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri. Öykülerin sahibi olan hastalardan izin alınmış ve isimleri değiştirilmiş. Kitabın girişinde bu konu üzerinde duruluyor. Kitapta 10 hikaye var. Muhteşem, süper bir kitap değil bence. Bu tip yorumları çok duyduğum için söyledim bunu. Çıtır çerez kitaplar kategorisine rahatlıkla girer . Bir de işin etik tarafı var ki o konuya hiç girmiyorum. 
Kitaptaki öyküler;
Aşkın Celladı
Tecavüz Yasal Olsaydı
Şişman Bir Hanım
Yanlış Çocuk Öldü
Benim Başıma Geleceğini Hiç Düşünmemiştim
Usulca Gitme
İki Tebessüm
Üç Açılmamış Mektup
Terapide Tek Eşlilik
Sahibini Arayan Düşler