Etiketler

kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Şubat 2013 Cumartesi

Hikayem Paramparça- Emrah Serbes


Afilli Filintalar ve bir dergi için yazdığı cümle, yazı ve öykülerden oluşan kitabın gün yüzü görmemiş yeni bir hikayesi de var. Adı "Galip İşhanı".  Ayrıca kitapta yazıların arasına serpiştirilmiş fotoğraflar var. Beğenerek bir çırpıda okudum. Fakat kitap kapağını pek sevmedim.

11 Ocak 2013 Cuma

Mutlu Moskova- Andrey Platonov



Sovyet rejimi sırasında yasaklanmış bir yazar Platnov. Yasaklanmasının nedeni, kitabın anlattığı dönemin farklı bir bakış açısıyla ele alınmış olması olabilir.
Moskova Çestnova çocukluğunda garip bir olaya tanık olmuş ve bu olay onda bir boşluk yaratmıştır. Hayatı boyunca doldurmaya çalışacağı bir boşluk. Hayatına giren diğer karakterlerde de görürüz bunu.  Yaşadıkları koşullara ve görevlerine bağlıdırlar ancak sürekli bir şeylerin eksikliğini hissederler. Bu belki de Moskova’yla yollarının kesişmesinden kaynaklanmaktadır. 

2 Aralık 2012 Pazar

Gizli Ajans- Alper Canıgüz


''İnşaat halinde bir bina düşün," dedim. "Ve ben de kendimi onun çatısından aşağı atarak intihar etmeye karar vermiş olayım. Eğer merdivenlerin parmaklıkları henüz inşa edilmemişse, inan bana, basamakları apartman boşluğu tarafından değil, duvar tarafından tırmanırım. Hiç kimse ölene kadar ölüme hazır değildir.''


Alper Canıgüz diğer kitaplarındakine benzer bir kurguyla yazmış bu kitabı da. Bu kez hikayenin enteresan ögelerine Musa'nın çalışmaya başladığı ajansta rastlıyoruz. Örneğin; ajansın sahibi yüklüce bir mirasa konmuş olan bir kedi. Aşk, uzaylılar, Sezyum (Kaan), ölüm... uzun uzun anlatmaya gerek yok. Oku, eğlen.

22 Kasım 2012 Perşembe

Semerkant- Amir Maalouf





"Okumayanı dövüyorlarmış" listesinden bir kitap.
Hayyam'ın Rubaiyat'ının 1702'de başlayıp 1912'de biten yolculuğunun hikayesini anlatıyor. Amin Maalouf hiakayenin geçtiği coğrafyaların siyasi olaylarını da anlatmış. Okunmalı.

18 Ekim 2012 Perşembe

Rüyanın Öte Yakası- Ursula K. Le Guin


Gördüğü rüya bir sonraki günün gerçeği oluyor. Bazen sadece sıradan bir değişiklik yaratıyor bu durum bazen de tüm dünyanın kaderini değiştiriyor. Ama Orr’dan başka kimse bunun farkında değil. O da bu rüyaları baskılamak için ilaçlar alıyor. Başkalarının ilaç kartlarıyla aldığı ilaçlar nedeniyle başı belaya giriyor. Kurtulmak için gönüllü olarak terapiye gitmesi gerektiğinden kitabımızın diğer önemli kahramanı doktor Haber’la tanışıyor. Doktor başlangıçta  olanların farkına varamıyor ancak vardığında sergilediği tutum işleri değiştiriyor. İnsanlara istediği rüyayı görmelerini sağlayacak bir makine üzerinde çalışıyor Haber.

Ursula K. Le Guin’in kurguladığı dünya bize geleceğimizi anlatıyor. Çevre kirliği, küresel ısınma almış yürümüş, nüfus  patlaması olmuş. İnsanlar kutu gibi odalarda yaşamak zorundalar, enteresan hastalıklar türemiş ve bir çok detay daha. Dünyanın içine ettikten sonra birinin bir rüya görmesiyle her şey düzelebilir mi? Beklentiler  ve gerçekleşenler her zaman tutarlı olur mu?

Le Guin yine öyle güzel anlatıyor ki hikayesini. Önce sizi içine yavaş yavaş çekiyor, sonra maceraya ortak ediyor ve unutulmaz bir tat bırakıyor belleğinizde.  Kitaptan bir alıntıyla sonlandırıyorum.
'Aşk taş gibi durduğu yerde beklemez, tıpkı ekmek gibi yapılmalıdır; hep yeniden yapılmalı, taze tutulmalıdır.'

7 Eylül 2012 Cuma

Efrasiyab'ın Hikayeleri- İhsan Oktay Anar


Çok değil, bundan 30 yıl önce diye başlıyor Anar ve kasabaya bir kabadayının canını almaya Ölüm’ü getiriyor. Kabadayı Ölüm’e bir oyun teklifinde bulunuyor. Kazanırsa 100 yıl daha yaşayacak. Oyun eşli oynanacağından Ölüm kendine canı alınacaklar listesinden sıradaki kişiyi; Cezzar Dede’yi  eş olarak seçiyor. Oyunu kazanan Ölüm Cezzar Dede’ye de bir oyun şansı veriyor. Hikaye anlatma oyunu oynayacaklarını ve her hikaye için bir saat yaşayacağını söylüyor. Ölüm ve Cezzar Dede birbirlerine hikayelerini anlatırken bir taraftan da kasabanın mahallelerinde sıradaki kişi olan Uzun İhsan’ı arıyorlar.
Ölüm üzerine cümlelerini sevdiğim, okurken eğlendiğim bir kitaptı. Ayrıca bu hikaye oyunlaştırılmış ve 2001'de devlet tiyatrosu tarafından sahneye konmuş.

Hikaye içindeki hikayelerin isimleri;
Güneşli Günler
Bidaz'ın Laneti
Bir Hac Ziyareti
Dünya Tarihi
Ezine Canavarı
Hırsızın Aşkı
Şarap Ve Ekmek
Gökten Gelen Çocuk

30 Ağustos 2012 Perşembe

Oğullar ve Rencide Ruhlar – Alper Canıgüz



Beş yaş insanın en olgun çağıdır; sonra çürüme başlar. Ben Alper Kamu, birkaç ay önce beş yaşına bastım. Doğum günüm yaklaşırken vaktimin büyük kısmını pencerenin önünde, dışarıdaki insanları izleyerek geçiriyordum. Hızlanarak, yavaşlayarak, türlü sesler çıkararak ve bir yerlere bakarak yaşayıp gidiyorlardı. Bir gün onlardan biri haline geleceğimi düşünmek beni hasta ediyordu. Ne yazık ki bundan kaçış yoktu. Zaman acımasızdı ve ben hızla yaşıyordum...

Alper Kamu, beş yaşında ve hayatının en olgun döneminde olduğunu iddia ediyor. Önce ailesini, arkadaşlarını ve komşularını derinlemesine tanıyoruz. Mahallede belalı bir çocukla başı dertte ve bu dert onu bambaşka bir olayın içinde bulmasına neden oluyor; bir cinayetin. Cinayeti çözmek ise yine ona düşüyor. Çünkü gerçekten çok olgun!

Oğullar ve Rencide Ruhlar, sırıta sırıta okunacak hatta mekan müsaitse okurken kahkaha atılabilecek kitaplar kategorisine giriyor. Çok eğlendim.  Ancak bir uyarı; okurken beş yaşındaki çocuk nereden bilecek bunları mantığından arınıp okumak gerek.  Yoksa canınız sıkılabilir. Bence eğlenmenize bakın.

Mucizevi Mandarin - Aslı Erdoğan


"Yaşlı ve çirkin bir mandarin, karşılığını parayla ödeyeceği zevk gecesi için olağanüstü güzel, ama taş kalpli bir fahişeye gitmiş. Sabaha karşı, yaşlı adamın uykuya dalmasını fırsat bilen genç kadın, soyguncu dostlarını çağırmış. Ne var ki mandarin, tilki uykusundan fırladığı gibi olanca gücüyle karşı koymaya, dövüşmeye başlamış. Haydutlar hem kalabalık hem de işinin ehliymiş. Onu kolayca köşeye sıkıştırmışlar. Ancak ne kadar vururlarsa vursunlar bu zayıf, çirkin bedende yara açılmadığını, can alıcı darbelerin iz bırakmadığını görmüşler. Bıçaklarını, kılıçlarını çekmişler, ama en keskin bıçak, en acımasız kılıç bile mandarine hiçbir şey yapamıyormuş. Sonunda korkup kaçmışlar. Dövüşü izleyen kadın, yaşlı adamın mucizevi gücünden etkilenmiş, bir kez daha, bu sefer aşk adına sevişmek istemiş. Onu hayranlıkla, arzuyla, şefkatle okşamaya başlamış. Gel gelelim güzel kadının her dokunuşunda mandarinin bedeninde yeni bir yara beliriyormuş, dövüşün, darbelerin, bıçakların, kılıçların açtığı yaralarmış bunlar. İçten bir ilgi ve şefkat görene dek gizli kalmışlar. Sonunda mandarin kanlar içinde kadının kollarına yığılmış, ölmüş.

Bir zamanlar izlediğim "mucizevi mandarin" adındaki bir balenin, eski çin efsanelerinden alınma öyküsünü, ilk sevişmemizden hemen sonra Sergio'ya anlatmıştım. Nedense anlattıklarımdan pek hoşlanmadı, ama bu öykü benim en sevdiklerimden biridir."

Kırmızı Pelerinli Kenti okmuştum 7-8 yıl önce. Sonra bir kaç kitabını daha okudum. Otobiyografik yanlarının olması sanırım dikkatimi çekmişti o öykülerinin. O zamanlardan bir Aslı Erdoğan hayali var kafamda.  Mutsuz ve umutsuz olmakta inatçı, yalnız, güçlü görünen ama çok incinmiş, akıllı mı akıllı bir kadın.

Mucizevi Mandarin’de iki öykü var. Biri,  gözünü birini kaybetmiş, sevgilisi tarafından terk edilmiş, İsviçre'de tek başına yaşayan, türk bir  kadının acılarını, tespitlerini anlatıyor. 

Neden bu kadını okumayı sevdiğimi tam olarak açıklayamasam da ara ara hep aklıma geliyor bir Aslı Erdoğan kitabı okumak. Sanırım kitaplarının yarattığı hissiyattan kaynaklanıyor bu ara ara okuma isteği. Çünkü hep kayıp karakterlerin hikayeleri bunlar. Aynı zamanda kadın olmakla,  hem kadın hem Türkiye’de doğmuş, büyümüş olmakla ilgili yerinde saptamaları var. Ha bir de geleceğe kalacak elli yazar arasında sayılıyor kendisi.



3 Ağustos 2012 Cuma

Veciz Sözler- Barış Bıçakçı



“Tanrı, eğer varsa, bir iyilik yapıp bütün kullarının kulağına hiç durmadan “sen değerlisin, sen değerlisin!” diye fısıldamalı, sırtını sıvazlamalıydı.”


Kahramanımız Sulhi Saygılı. Kendisi, heyecanların zamanla kedere evrildiği bir yaşamdan muzdarip. Hatta “kremalı bir yalnızlıktan, kemiksiz bir kederden...” Bir radyo programında çıkıyor karşımıza Sulhi. Hem bizim hem de yazarımızın. Yazarımız pek cana yakın. Parantez aralarında özel ilgi gösteriyor biz okuyuculara. Radyo programının adı “Veciz Sözler”. Her sabah bir kelime belirliyor programı sunanlar. Arayanlar da o kelime ile ilgili bir cümleyle katılıyorlar programa. Sulhi devamlı katılımcılarından Veciz Sözler'in.

Mesela aile için; “televizyon karşısında gerçekleştirilen toplu bir intihardır.” demiş Sulhi. Özgürlük için; "Aşktan bile değerli", edebiyat için; "İnsanlar arası bir yalıtkandır." demiş. Kelime “ölüm” olduğunda ise Sulhi'nin kurduğu cümle şu olmuş; "Ölüm hakkında konuşmaya değmez." İşte böyle beylik sözler eden Sulhi’nin arkadaşlarına, ailesine, karşılıksız aşklarına ilişkin okunası bir hikaye Veciz Sözler.

Barış Bıçakçı yeni okumaya başladığım bir yazar ve iki kitabı daha sırada okunmayı bekliyor kitaplıkta.  “Bizim Büyük Çaresizliğimiz” filminin uyarlandığı kitabı da o yazmış. Kitabı okuyunca filmi de izleyeceğim.  Paylaşırım.

Sonuç (sözlük tanımı): Bir solukta okunan, yer yer gülümseten bir kitap. Okuyun.


Ursula K. Le Guin



1920’de Berkeley, Kaliforniya ABD’de doğmuş,  bilim kurgu ve fantastik edebiyatının en önemli yazarlarından biri.

Eğitim:
  • Columbia Üniversitesi
  • Fransa ve İtalya’da Orta Çağ ve Rönesans Dönemi Edebiyatı üzerine yazmış tezini.

Aile:
  • Babası antropolog, annesi psikolog ve yazarmış.
  • 3 erkek kardeşi varmış.
  • Tarihçi Charles A. Le Guin ile evlenmiş.
  • Üç çocuk ve dört torunu varmış.

Edebiyat:
  • 1969’da karanlığın Sol Eli adlı kitabı yazmış ki bu kitap benim okuduğum ilk Le Guin romanıdır. İki önemli ödül almış. Öncesinde öyküler yazıyormuş.
  • Sonra Mülksüzler’i yazmış ki ülkemizde bu kitabıyla ünlüdür. Onun hakkında da yazacağım ileride.
  • Sonra Yerdeniz serisi ve diğerleri.

Ursula K. Le Guin’in bilim kurgu anlayışı terminator tarzından uzak, teknolojik değişimden çok sosyolojik değişimleri içeriyor. Kitaplarındaki konular herzaman çok özgün, çekici, insancıl.  Anarşist ve feminist olduğu söylenebilir.
Severek, bayılarak okuyorum. Ellerinden öpüyorum.
Kaynak: vikipedi

2 Ağustos 2012 Perşembe

Yerdeniz Beşlemesi- Ursula K. Leguin




Sevgili Ursula K Le Guin, şimdiye kadar kitaplarını en çok okuduğum yazarlar listesinde bir numarada.  Daha önce de belirttiğim gibi uzun yazmayı sevmem. Tercih etmem. Ama Ursula Teyzemiz uzatmayı baya bir seviyor. İyi de yapıyor. Üçleme olarak yazmaya başladığı “ Yerdeniz Üçlemesi”  beşleme oldu. Pek de iyi oldu. Bunlara ek olarak “Yerdeniz Öyküleri”ni yayımladı. Yine aynı diyarlarda geçen ve beşlemedeki bazı karakterlerin daha ayrıntılı öykülerini yazdı o kitapta. Ben onu okumadım henüz. Okuduklarımdan başlayalım. Haydi buyrun beşlemeye...


Yerdeniz I: Yer Deniz Büyücüsü
Yazar her kitap için bir tema belirliyor. İlk kitabın teması büyümek. Kitabın ana kahramanı asıl adı Ged olan Çevik Atmaca. Kitapta Ged’in büyücülük yolunda attığı ilk adımları, hocası Ogion’un yanında geçirdiği günleri, Roke Büyücülük Okulu'na kabul edilişi anlatılıyor. Ancak büyümek o kadar kolay değil. Bence büyürken bize eşlik eden en önemli duygu merak duygusu.
Ged aşmaması gerek bir sınırı aşıyor ve ölüler aleminden bir ruh çağırma iddiasında kapıyı aralık bırakıyor. Bu gölgeler Ged’in peşini bırakmıyor. Biz de bu macerayı okurken bir taraftan birey olma, kendini tanıma, ve kişinin kendiyle yüzleşme süreçlerine tanıklık ediyoruz.

Yerdeniz II: Atuan Mezarları
Yazarın söylediğine göre konu cinsellik. Bu kitaptaki baş kahramanımız Tenar. Atuan Mezarlarının İlk ve Son Rahibesi. Bunun nedeni ise bu inanışın reenkarnasyona dayanması. Bir önceki rahibe öldüğünde, onun ruhuyla doğan sağlıklı bir kız bebek aramaya başlıyorlar ve buldukları kızı 6 yaşında ailesinden alıp Atuan Mezarları’nın Rahibesi yapıyorlar. Tenar’ın görevi mezarların altındaki labirenti keşfedip oradaki hazineyi ve mezarları korumak. Koruduğu şeylerden biri de Erreth-Akbe halkasının yarısı. Ancak diğer yarısına sahip olan biri halkayı tamamlamak ve barışı daimi kılmak için geliyor. Kitabı okurken müthiş keyif almıştım. İnsanı şaşırtan, sevindiren, içini burkan anlar vardı. Yazarın cinselliğin altını çizmiş olması bence rahibelik gereklilikleri ve Tenar’ın arzularının çatışmasının bir sonucu. Bir taraftan normal Yerdenizli bir kadın olma isteği bir taraftan üzerine yüklenen görevler ...

Yerdeniz III: En Uzak Sahil
Bu kitapta ejderhalar diyarına yolculuk var. Kutsal bir amaç için. Ölümsüzlük adına tüm varoluşu feda etmek isteyen “Kuğu”nun açtığı kapıyı kapatmaya gidiyor artık Baş Büyücü olan Ged. Yalnız değil. Yanında kralın oğlu Arren var. Ancak böyle bir kapıyı kapatmak ve ölümsüzlüğe karşı koymak hiç de kolay değil. Yazar da kitabın ölüm hakkında olduğunu söylüyor. Ve bu yüzden bu kitabın, serinin daha tutarsız daha havada kalan bir parçası olduğunu ekliyor. Ölüm, anlatırken de kolay değil.
Yerdeniz'in ayrıntılı haritası En Uzak Sahil kitabında yer alıyor. Daha fazla ayrıntı için; http://www.ursulakleguin.com/EarthseaMaps/index.html

Yerdeniz IV: Tehanu
Ursula K. Le Guin üçlemenin ardından hikayenin öyle bitmemesi gerektiğini düşünmüş ve hikayeye yeni bir karakter eklemiş. Kitabın ismi olan karakteri. Atuan mezarlarından tanıdığımız Tenar’ın, mezarların yıkılışından sonra normal Yerdenizli bir kadın gibi yaşamayı seçtiğini ve neler yaşadığını öğreniyoruz. Sonra yüzünün yarısı ve bir eli yanmış olan bir kız çocuğunu evlat ediniyor. Ged’in hocası olan Ogion’a gidiyor. Yaşlı Ogion bir süre sonra ölüyor. Ged’in de emeklilik günlerinde tercih ettiği yer ustasının evi oluyor. Ged ile Tenar tekrar buluşuyorlar. Ancak kötüler kahramanlarımızın,  kötülükler ise Yerdeniz’in peşini bırakmıyor.

Yerdeniz V: Öteki Rüzgar
Serinin şimdilik son kitabı .Kuvvetle muhtemel öyle de kalacak .Bu kitapta aşk var, ölüm de var. Tamamlayıcı, taşları yerine oturtan bir tarafı da var bu kitabın. Yerdeniz’e değişimin hakim olduğu bir dönem de Kral Lebannen, Tenar’ı, kızı Thennu’yu, rüyalarında kaybettiği karısını ve ölülerin diyarını gören Kıvılcım’ı saraya Havnor’a davet ediyor. Oradaki büyücülerle konu hakkında toplantılar yapıyorlar. Thennu özel durumu nedeniyle baş büyücülüğü bırakmış Ged’in görevini üstleniyor sanki.
Serinin tamamında da bu kitapta da hayata, varoluşa duyulan saygıyı görmek mümkün. Var olan her şeyin düzen içinde bir yeri olduğunu, küçük- büyük her şeyin ve herkesin hayata ve insana önemli katkılarının olduğunu anlatıyor kitap/kitaplar. Ve büyürken de bunlardan kendi payımıza düşeni almak ve olabildiğince hayata katılmak olmalı görevimiz diye düşündürüyor.
Okuyun, düşünün.

22 Mayıs 2012 Salı

Erken Kaybedenler- Emrah Serbes


“…tecrübe ıstıraptır güzelim ve zannettiğinden çok daha fazla ıstırap çektim. İstersen daha sonra yine araşalım, daha 64 dakika bedava konuşma hakkım var çünkü.”



Emrah Serbes’i Behzat Ç.’yi yazan adam olarak tanıdım. Sonra bu adam başka neler yazmış diye baktım. Son Hafriyat’ı okuyacaktım. Kitapçıda şöyle bir göz gezdirirken anladım ki o kitap Behzat Ç’ nin izlediğim tatsız tuzsuz sinema filmimin hikâyesiymiş. Ben de Erken Kaybedenler’i okudum. 

Erkek ergen hikayeleri yazmış Emrah Serbes. İçinde sekiz tane öykü var. Karakterlerin yaşları değişiyor ama loser tipler hepsi. Ergenlerden biri de kendi için aynı kelimeyi kullanıyor. Kendi halini tanımlamak için Redhouse’tan buluyor “loser’ı. Ama hepsini sevdim karakterlerin. Okurken bolca eğlenip biraz da hüzünlenlendim. Aslında kadın erkek fark etmiyor. Çocukluktan ergenliğe geçiş çok hüzünlü bir şey. Ergenlik ise pis bir şey. 

 Bir çırpıda okudum. En şanslı kitaplarımdan biri oldu. Sadece 2 kere metrobüse bindi.

Tatlı Rüyalar- Alper Canıgüz


“Sanıldığı gibi sadece gerçekler rüyaları etkilemez, rüyalar da gerçekleri etkiler. Karnabahar ise her ikisini de etkiler.”

Yazarının deyimiyle psiko- absürd romantik komedi tarzında yazılmış bir kitap. Okurken epey eğleniyor insan. Kendime en yakın hissettiğim karakter ise Profesör Olcayto Fişek. Kendisisin mesleğine ilk başladığı günden itibaren inandığı bir gerçek var; öğrencilerin hepsi geri zekalıdır. Yo yo kendimi ona yakın hissetmemin bu inancıyla yakından uzaktan bir ilgisi yok.  Yok canım.

Hikayeye gelirsek Şevket Hakan Tunçel rüyalarında başka bir adam olarak, başka bir dünyada yaşadığını fark ediyor. Kendi kurduğu elektrofizyoloji laboratuvarında kendine yardım etmesi için Olcayto Fişek’i ikna etmeye çalışıyor. Bu sırada diğer taraftaki adamda boş durmuyor. Orda işler daha karışık. Bu taraftakiler diğer taraftakiler derken ortada bir çanta dolusu para da olunca evrenler arası ilişkiler kızışıyor.

Bu kitabı okuduktan sonra Alper Canıgüz’ün diğer kitapları da otomatik olarak okuma listeme eklendi.
Yazarın Notu

Yazar hakkında kısa bilgi: 1969 doğumluymuş ve Boğaziçi psikoloji mezunuymuş.  

15 Mayıs 2012 Salı

Bugünü Yaşama Arzusu- Irvin Yalom


Orijinal ismi sadece Schopenhauer Tedavisi iken Türkiye’de Bugünü Yaşama Arzusu: Schopenhauer Tedavisi şeklinde yayınlanmış bu kitap. Bir satış stratejisi olarak kitabın ismiyle okuyucuyu ürkütmeme anlayışından kaynaklanıyor sanırım. 

Bir psikoterapist olan Julius  rutin sağlık kontrolünde kanser olduğunu ve öleceğini öğrenir. Bu nedenle hayatını ve geçmişte çalıştığı hastaları gözden geçirmeye başlar. Hayatının bir anlamı olup olmadığını görme çabasıdır belki de bu. Bu hastalar içinden biriyle yaptığı çalışmalar sonuçsuz kalmış, terapi işe yaramamıştır. O hastayı (Philip) arar, bulur ve hastanın kendi kendisini Arthur Schopenhauer okuyarak iyileştirdiğini öğrenir. Onu devam eden terapi grubuna dahil eder. Bu değişimi ve dolayısıyla Schopenhauer'un tedavisini öğrenmek ister. Bu sırada terapi grubundaki diğer hastalarda hikayenin içine girer.  Kitaptaki bazı bölümler sadece  Schopenhauer'un hayatını ve felsefesini anlatıyor. Philip günümüzde yaşayan bir Schopenhauermuş gibi kurgulanmış.

Üç büyük düşünce devriminden bahsediyor kitap. Copernicus’un dünyanın bütün yıldızların etrafında dönen bir merkez olmadığını göstermiş, sonra Darvin’in hayat zincirinde bizim merkez olmadığımızı göstermiş, Freud ise davranışlarımızın çoğunun bilincimiz dışındaki güçler tarafından yönetildiğini göstermiş.  Bu üç olay insanın merkeziyetçiliğini sarsmış.
Ve aşağıdaki gibi konulara da değinmiş;
Ölüm daha fazla olasılığın olanaksızlığıdır.
Dinler ölüm korkusuyla baş etmek için ortaya çıkmıştır.
Ölüm kaygısı kendini gerçekleştirmenin en çok olduğu yerde en az bulunur.
‘İnsanın hayatını tam olarak yaşaması ’ındaki gerçekleştirme hissi ölüm kaygısını azaltır.
Evrensel insan durumu: istemek > anlık tatmin > can sıkıntısı > daha fazla şey istemek >
Neden aceleyle can sıkıntısını gidermeye çalışırız? Çünkü bu varoluşla ilgili tatsız gerçeklerin kısa sürede ortaya çıktığı dikkat çelicilerin olmadığı bir durumdur.  

30 Kasım 2011 Çarşamba

Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri- Irvin Yalom


Psikoterapist Irvin D. Yalom'un kendi hastalarıyla yaptığı terapileri içeren bir kitap Aşkın Celladı ve Diğer Psikoterapi Öyküleri. Öykülerin sahibi olan hastalardan izin alınmış ve isimleri değiştirilmiş. Kitabın girişinde bu konu üzerinde duruluyor. Kitapta 10 hikaye var. Muhteşem, süper bir kitap değil bence. Bu tip yorumları çok duyduğum için söyledim bunu. Çıtır çerez kitaplar kategorisine rahatlıkla girer . Bir de işin etik tarafı var ki o konuya hiç girmiyorum. 
Kitaptaki öyküler;
Aşkın Celladı
Tecavüz Yasal Olsaydı
Şişman Bir Hanım
Yanlış Çocuk Öldü
Benim Başıma Geleceğini Hiç Düşünmemiştim
Usulca Gitme
İki Tebessüm
Üç Açılmamış Mektup
Terapide Tek Eşlilik
Sahibini Arayan Düşler